Seçimle kazanılan iktidar, hukukun üstünlüğünü aşındırdığında demokrasinin dayanakları nasıl korunabilir? Mathilde Fasting'in Francis Fukuyama ile söyleşilerinden oluşan Tarihin Sonu'ndan Sonra, liberal demokrasinin geleceğini bu kurumsal kırılganlık üzerinden tartışıyor. Fukuyama, "tarihin sonu" tezini 1989'dan sonraki siyasal değişimler ışığında yeniden değerlendiriyor; demokratik düzenlerin nasıl geliştiğini ve hangi koşullarda gerileyebildiğini ele alıyor.
Fukuyama, kamu hizmetlerini sağlayabilen bir devletin hukukla sınırlandırılmasını ve halka hesap vermesini demokratik düzenin temelinde görüyor. İnsanın toplumsal doğasına odaklanan yaklaşımı, ekonomik eşitsizlik karşısındaki öfkeyi statü kaybı duygusu ve tanınma talebiyle ilişkilendiriyor. ABD ve Avrupa'daki sağ popülist hareketleri incelerken kimlik etrafında keskinleşen toplumsal bölünmelerin siyasal kurumların işleyişini nasıl etkilediğini tartışıyor.
Bu nedenle ortak siyasi ilkelere dayanan kapsayıcı bir ulusal kimlik, demokratik sürekliliğin toplumsal dayanağını oluşturuyor. Yurttaşların birbirlerini aynı siyasal topluluğun eşit üyeleri olarak görebilmesi, demokratik kurumların meşruiyetine duyulan inancı destekliyor. Liberal düzenin korunması, yurttaşların seçimlere katılımını ve toplumsal hoşnutsuzlukların nedenlerini dikkate alan, farklı kesimleri bir araya getirebilen demokratik bir liderliği gerektiriyor.