"Tam insan olmak arzusunda bulunanlar, maişet denilen mücadelenin acı ve tatlı tecrübelerinden hisse almalıdırlar."
Mansur, Fransa'da tamamladığı tıp ihtisasının ardından vatanına dönen, ideallerini hiçbir çıkar uğruna feda etmeyen genç bir Osmanlı aydınıdır. Döndüğünde karşılaştığı yozlaşmış bürokratik ve toplumsal düzeni kabullenemez; rüşvet, çıkarcılık ve yozlaşma karşısında ilkelerinden taviz vermeden mücadele eder. Ancak onu sınayan sadece devlet ve cemiyet hayatı değildir; aile bağları, dostlukları ve Zehra'ya duyduğu derin aşk da Mansur'un mücadelesinin önemli bir parçasıdır. Hayatın acı ve tatlı tecrübeleri içinde olgunlaşan Mansur'un hikâyesi, bir Osmanlı aydınının mücadelesi üzerinden dönemin toplumsal yapısını bütün çelişkileriyle birlikte gözler önüne serer. Mansur mevcut düzeni eleştirmekle yetinmez; maarif, liyakat ve hizmet fikri etrafında toplumun yeniden ayağa kalkabileceği bir kurtuluş reçetesi ortaya koymayı amaçlar.
Mizancı Murad, millî roman olarak nitelendirdiği Turfanda mı Yoksa Turfa mı? adlı eserinde Osmanlı toplumunun ve devlet düzeninin aksayan yönlerini ortaya koyarken, bu buhran karşısında değişimi mümkün kılacak ideal insan tipini de Mansur karakteri üzerinden sorgulatır.