Elinizdeki risale, havza çevrelerinde bu tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde, kendisinden böyle bir sorumluluğu üstlenmesi beklenen Âhûnd Molla Muhammed Kâzım Horasânî'nin, din adamlarının ve dindarların doğrudan iktidarına, diğer bir ifadeyle velâyet-i fakih anlayışına yönelik ciddi çekincelerini ortaya koymaktadır.
Horasânî, güçlü naklî dayanaklara ve ikna edici fıkhî gerekçelere rağmen, dinî otoritenin siyasî iktidarla birleşmesinin pratikte doğurabileceği sonuçları aklî muhakeme ve tarihsel tecrübe ışığında yeniden değerlendirmektedir. Bu yaklaşım, "Sana fetva verseler bile sen yine kalbine danış" hadisinin, teorik değil ahlâkî ve tarihsel sorumluluk eksenli bir okuması mahiyetindedir.