Osmanlı modernleşmesi çoğu zaman uzlaşmaların tarihi olarak anlatılır.
Doğu ile Batı, din ile bilim, gelenek ile ilerleme arasında kurulan dengeler, düşünce tarihinin ana ekseni olarak sunulur. Ancak bu anlatının dışında kalan, uzlaşmayı reddeden ve düşünceyi sertliği içinde savunan figürler de vardır. Baha Tevfik, bu figürlerden biridir.
Onun materyalizmi yalnızca metafiziğe karşı bir tavır değildir; uzlaştırıcı düşünce rejimlerine karşı alınmış epistemolojik bir karardır. Çevirileriyle bilimsel materyalizmi Osmanlı kamusal alanına taşımış, polemikleriyle itidal çağrılarını zorlamış, yazı pratiğiyle düşüncenin geri çekilmemesi gerektiğini savunmuştur. Bu nedenle Baha Tevfik, bir "geçiş figürü" ya da "marjinal radikal" olarak değil; Osmanlı düşüncesinde bir kırılma noktası olarak okunmalıdır.
Bu kitap, Baha Tevfik'i yüceltmek ya da mahkûm etmek amacı taşımaz. Onu, uzlaşmanın konforuna karşı düşüncenin bedelini göze almış bir entelektüel olarak ele alır. Hayatı, yayın stratejileri, polemikleri ve dışlanma biçimleri birlikte değerlendirildiğinde, ortaya tamamlanmış bir doktrin değil; geri çekilmeyi reddeden bir etik duruş çıkar.
Baha Tevfik'in mirası huzur vermez. Ama düşünce, zaten huzur vermek için var değildir