İnsan, kendini anlamaya başladığı yerde mi büyür; yoksa kendisiyle yüzleşmekten vazgeçtiği yerde mi eksilir?
Yarım Kalan Tanrılar, insanın kendisiyle geçmişiyle inancıyla yalnızlığıyla ve sevdiğiyle kurduğu o bitmeyen hesaplaşmanın izini sürüyor.
Kimi zaman bir hikâyenin içinden geçiyoruz, kimi zaman bir düşüncenin kıyısında duruyoruz. Felsefeden psikolojiye, tarihten din ve tasavvufa, sosyolojiden insanın kadim sorularına uzanan bu yolculukta; aşkı, ayrılığı, özlemi, yalnızlığı, tutkuyu, korkuyu, kibri, inancı, ihaneti ve insan olmanın bütün çelişkilerini buluyoruz.
Çünkü insan yalnızca aklıyla değil, yaralarıyla da düşünür.
Tarihin büyük kralları, tanrılar karşısında diz çökenler ve kendisini tanrı sanacak kadar yükselenler; sevdiği için yıkılanlar, yalnızlığı seçenler, kalabalıkların içinde kaybolanlar aynı sorunun çevresinde dolaşır.
İnsan, kendisini ne kadar tanıyabilir?
Belki bütün hikâyeler, insanın kendine anlattığı birer masaldır.
Belki bütün inançlar, cevabını aradığımız soruların başka biçimleridir.
Belki de sevgi dediğimiz şey, insanın kendi eksikliğini başka bir insanda tamamlama çabasıdır.
Ve belki tanrılar bile yarım kalmıştır.
Çünkü insan, kendisini tamamlamaya çalışırken dünyayı; dünyayı anlamaya çalışırken kendisini yeniden yaratır.
Yarım Kalan Tanrılar, bir cevap kitabı değildir.
Daha çok, insanın içine bırakılmış soruların kitabıdır.
Kimi sayfalarında kendinizi bulacak, kimilerinde geçmişten bir gölgeyle karşılaşacak, kimilerinde ise uzun zamandır sormaya cesaret edemediğiniz bir sorunun karşısında sessiz kalacaksınız.
Çünkü bazı kitaplar okunmaz.
İnsanın içine düşer.