O devri yaşadık. Yaşımız henüz pek ilerlememiş, tecrübe ve
görgümüz yeter hale gelmiş değildi. Kuleli Askerî Lisesinin son
sınıfında bulunuyorduk. Bilhassa bana, Avrupa’da İttihatçıların
veyahut kendi tabirleriyle Jön Türklerin çıkardıkları gazeteleri
gönderiyorlardı. Kendimi bu gazete yazılarının tesirine kaptırmadığımı şimdi düşünerek derin bir vicdan huzuru duyuyorum. Şu
var ki beni hakikati aramağa bu gazeteler sebep oldu.
Bir gün sınıfta, bunlardan birini okuyordum. (İstikbal) şimdi
Sirkeci’de Devlet Demiryollarında mühendis olarak çalışan Kurmay Yüzbaşı Fikret Bey beni suçüstü yakaladı.
Hafiyeler, uşak ruhlu insanlar, hiç bir şeyin iç yüzünü araştırmağı lüzumlu görmeyen aşağılık ruhlu insanlar her nereden mül-
hem olursa olsun şu yalanları yayıyorlardı:
Hürriyet (!) için Avrupa’ya kaçan vatanseverlerin ( ! ) neşrettikleri yazıları, kitapları ve gazeteleri okuyanlar hemen Taş Kışla
zindanına atılıyor ve ertesi günü Sarayburnu’nda denize atılıp boğuluyormuş. Böylece Harbiye, Mülkiye, Tıbbiye ve Hukuk talebe-
lerinden bu şekilde öldürülen gençlerden deniz geçilmez olmuş
vesaire vesaire...
O halde buyurun cenaze namazına!...